Sakin Kalabilmek..

Sakin ol! ,sakinleş, düşünme, bir şeyin yok, o kadar da önemli bir şey değil.

Bu cümleleri çevremizden de iç sesimizden de sık sık işitiyoruz.
Peki, henüz kim sakin olması söylenerek sakin olmayı başarabilmiş ki gerçekten? 🙂 Şahsen ben, kaygılı, korkmuş ya da kızgın hissettiğimde, duymak istediğim en son şeylerden biri de bana sakin olmamın söylenmesi, hatta bende işe yaramadığı gibi, beni daha da çileden çıkarır kimi zaman..

Başkalarını empati yaparak dinlediğimizde, hislerini ve kaygılarını yok saymadığımızda, aslında onların hislerini aynaladığımızda ya da bazen yalnızca ve yalnızca anlamaya çalıştığımızda bile o kişinin sakinleştiğine ya da kendisini bize daha rahat açtığına ve desteğimize daha istekli hale geldiğine şahit olabiliriz.

Peki en kaygılı anlarımızda “sakin ol, düşünme, saçmalama, bir şey yok, sus artık” gibi yönergeleri herkesten önce en çok da kendimize söylemiyor muyuz? Bunların yerine hiç kendi kaygılarımızı anlamaya ve tanımaya  çalıştık mı?

Belki de her şeyden önce kendimizi empati yaparak dinlemeliyiz, hissettiklerimizin, düşündüklerimizin, kaygılandıklarımızın bazen ne kadar acı verici, korkutucu, yorucu olabileceğinin farkına varmalıyız. Onları görmezden gelmek, iç sesimizi her defasında kızgın, inatçı ve ani bir şekilde susturmak ya da sakinleştirmeye çalışmak yerine, gelmelerine izin vermeli ancak kalıcı olmayacaklarını, olmamaları gerektiğini onlara söylemeliyiz. Kendimize “sakin ol!” emrini vermek yerine, “Şu anda daha sakin olabilmek için neye ihtiyacım var? Kaygımı fark ettikten sonra, ilgimi sakince yöneltebileceğim bir alanım var mı? Kendime bu alanı yaratmak için izin veriyor ve zaman tanıyor muyum?” Gibi sorular sorabilir ve bunların cevabını arayarak başlayabiliriz belki de yavaş yavaş kendimizi sakinleştirme sürecimize…

Yazan: Psikolog Ipek Topbas