PSİKO-EDEBİYAT KÖŞESİ

Bu psiko-edebiyat köşesinde hem benim, hem de edebiyat alanına ilgisi olan çeşitli kişilerin denemelerine, hikayelerine, incelemelerine ve yazılarına yer vereceğim. Bu yazıların çoğunlukla içinde önemli psikolojik ve insana dair tespitler bulunmasına özen göstereceğim.

Edebiyat bazen hayatı daha iyi anlayabilmemiz adına önümüze sunulan en gerçekçi, hayatın içinden ve çarpıcı kaynaklardan biri olabiliyor. Bu yazdığım makalede, Gülten Akın’ın kadınlar üzerine yazdığı şiirlerden yola çıkarak kadın, toplum ve toplumsal roller üzerine çeşitli incelemelerde, tespitlerde ve yorumlarda bulundum. 

İlginizi çekmesi ümidiyle, keyifli okumalar.. 🙂

    • Gülten Akın’ın şiirlerinde kadın, toplum ve toplumsal cinsiyet

Türk Edebiyatının önde gelen kalemlerinden Gülten Akın, eserlerini yazdığı dönem boyunca, ataerkil bir toplum düzeni içerisinde bir kadın birey ve şair olarak var olmak ve sesini duyurmak için büyük bir çaba sarf etmiştir. Bu nedenle kadınlık şiirlerinde önemli bir izlektir. Şiirlerinde karşımıza çıkan kadın betimlemesi hem kendi bireysel çatışmasını hem de toplum düzeni doğrultusunda şekillenen cinsiyet algısını anlatır bir biçimdedir. Geçmişten günümüze kadına atfedilen kadınlık görevlerine ve toplumun kadını algılayış biçimine karşı bir duruş sergilemiştir. Aynı zamanda içinde yaşadığı dönem içerisinde gelişen sosyo-politik durumlar karşısında da sessizliğini korumamış ve toplumu bilinçlendirmek amacı gütmüştür. Şiirlerini bireyleri özgürleştirmekten alıkoyan sisteme karşı toplumu harekete geçirebilecek bir araç olarak görmüştür. Bu harekete geçişi ise kadının yüzyıllar boyunca erkek egemen sistem içerisinde ezilmiş, susturulmuş ve sıradanlaştırılmış varoluşuna bir başkaldırış olarak yansıtmaya çalışmıştır. Bu nedenle Gülten Akının şiirlerindeki kadın algısı feminist bir duruştan öte insanı bir birey olmaktan meneden tüm yasalara ve engellere karşı bir aktif isyandır. Gülten Akın birtakım şiirlerinde kadının toplumdaki çaresiz, kabullenen ve sessiz duruşunu gözler önüne sererken bazı şiirlerinde ise bu duruşa bir karşı çıkış ve özgürleşme çabasından bahsetmiştir. Bu makalede, Gülten Akın’ın yansıtmaya çalıştığı kadın figürü ve vermek istediği mesajlar, şiirleri üzerinden irdelemeler yapılarak anlatılacaktır.“Deli Kızın Türküsü” şiiri ile incelemeye başlayacak olursak, bu şiirde kadın özenin çaresizliğini, yapmaması gerektiğini düşündüğü hal ve hareketleri, yadsınma ve tepki görme korkusunu görebiliriz.

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam

Elimi uzatsan tutsam götürsem

Gözlerine baksam gözlerine, konuşmasak

Anlasan

Yukarıdaki dörtlüğe baktığımızda öznenin kafasının içerisindeki düşünceleri eyleme geçirmekten aciz bir yapıya sahip olduğunu anlayabiliyoruz. Bir ulaşma isteği ve bununla birlikte içsel bir çatışmanın hakim olduğu dörtlükte, isteklerinde bile toplum düzeninde kabul edilmiş birtakım kuralların ötesine geçememe hali seziliyor. “Gözlerine baksam gözlerine, konuşmasak” sözünde kadının pasifliği ve duygularını ifade etme konusundaki çekinceleri anlatılmaya çalışılmış. Karşı taraftan anlaşılmayı bekliyor ancak bunun için bir çaba göstermek konusunda yetersiz durumda.

Elimi uzatsam tutamasam

Olanca sevgimi yalnızlığımı düşünsem-hayır düşünmesem

Senin hiç haberin olmasa

Senin hiç haberin olmaz ki

Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır

Bulutlar uçuşur geceleyin

Ben yağmura deli buluta deli

Bir büyük oyun yaşamak dediğin

Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Özne bu dizelerde yalnız, acı çeken ve kendi derdinin karşısında da sapasağlam durup çare aramaya mecalsiz bir şekilde tasvir edilmiştir. Erkek egemen sistemde güçsüzlüğün ve pasifliğin atfedildiği kadınların dilinden yazılmış bir şiirdir.  “Beni ya sevmeli ya öldürmeli” sözünden anlaşıldığı üzere kadınlar bu eril düzen içerisinde ya egemen kısımdan biri tarafından sevilecektir, değer görecektir ya da varoluşu anlamsızlaşacaktır çünkü kadın bir birey olarak değil, bir eş, bir anne bir kız çocuğu olarak vardır. Ataerkil düzendeki kadınların erkekler üzerinden tanımlanma şekline ve varoluşlarının basitleştirilmesine yapılan bir dikkat çekiş özelliği taşımaktadır bu sözler.

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa

Böcekler gibi başlamalı yeniden

Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta

Yan garipliğine yürek yan

Gitti giden…

Son kısımda da yine aynı şekilde bir çaresizce kaybediş ve sürükleniş temaları hakimdir. Kaybedilmiş bir olgu vardır ancak mücadele edecek bir edemiyordur kadın çünkü ederse bu düzene bir başkaldırış olur. İsyanının doğuracağı sonuçlardan korkan ve bu düzeni kabullenmek zorunda bırakılan bir kadın figürü vardır. “Böcekler gibi başlamalı yeniden” sözündeki böcek atfı kadınların sistemdeki töreler, yasalar veya gelenekler yüzünden her an ezilip büzülebilme ve hatta yok edilebilme ihtimalinedir. Karanlık ise içinden çıkılamayan bu sistem ve düzenin kötülüğüne, karamsarlığına ve kadınların bu karanlıkta kayboluşuna yapılan bir göndermedir.

“Korkak Kadınlar Şiiri” onca sıkıntının ve omuzlarındaki yükün altında ezilen kadınların kendini ifade edemeyişi, korkuları ve onlara sorumluluk olarak atanan şeylere karşı kayıtsız şartsız teslimiyetlerinin anlatısıdır. Buradaki tema olan korku, kadınların erkek egemen topluma karşı edindikleri birincil nitelikteki duygudur. İçe dönük, bireysel ve yalnızlaşmış kadınların umutları ve umutsuzluklarını, endişelerini ve yenilgilerini anlatmıştır şair.

Saati sormadan korkuları vardır

yitirmek tek yılgı

sevdikleri sevmedikleri de olmuşsa zamanla

şakırlar sevdiklerini de

ötekini nevroza dönüştürüp saklarlar.

Bu dizelerde kadınlar için zıt bir fikir sahibi olmanın bile korku sebebi olduğundan bahsedilmektedir. “Ötekini nevroza dönüştürüp saklarlar” sözündeki öteki kelimesi kadınların içine attıkları birtakım fikirleri, yaratıcı düşünceleri, geçmişleri, sırları veya hayalleri için bir gönderme niteliğinde olabilir. Nevroza dönüşen bu ötekiler kadınların içindeki korkunun temel sebebini oluşturur çünkü onları yansıtmak istediği an toplumdan dışlanma ihitmali ile karşı karşıya gelebilir. Bu reddedilme ve dışlanma korkusunu aşamayan kadınların bazıları savunma mekanizması olarak bu sistemi içselleştirir ve kendisini bu düzene adapte ederek egemen tarafa tutunur, onlar üzeirnden ayakta kalmaya çalışır. Bazı kadınlar sessizleşir, çaresizleşir, depresifleşir ve içine atar aykırılıklarını, Bazı kadınlar ise susmayı reddeder ve bu sisteme kafa tutar, kendi kendini özgürleştir ve birey olarak savaşır bu düzenle.

Gülten Akın şiirlerinde kendi gözlem yeteneğinden ve kendisinin de kadın olması dolayısıyla kendi izleklerinden ve bireysel deneyimlerinden de bolca yararlanmıştır. Ancak şair için hiçbir zaman kadın olmak insan olmanın ötesinde bir oluşum değildir. Feminist bir bakış açısından ziyade, tüm insanların özgürleşmesi ve bir birey olarak var olmasını hedeflemiştir. Kadın ise, özellikle ataerkil toplumlarda, tarihsel süreçte çok daha fazla olmakla birlikte günümüzde de hala daha ezilen ve erkeğin eşdeğeri olarak görülmeyen bir konuma sahiptir. Gülten Akın şiirlerinde izlek olarak kadınlık olgusunu işleyerek kadınları özgürleştirme girişimi üzerinden aslında tüm insanları yasa ve kurallardan bağımsızlaştırmayı hedeflemiştir. Gülten Akın’a göre ataerkil düzendeki kadınlık alınyazısını benimseyen kadınlar bu durumu içselleştirerek bu düzene boyun eğerken benimsemeyen kadınlar baskıyı ve mutsuzluğu daha çok hissederler. Bu kadınlar için asıl çelişki bu yazgıyı benimsemek istemediği halde bu düzenin en çekirdek unsuru olan aile kurma girişimleri başladığında doğar. Küçüklüğünden beri edilgen bir karakter olarak yetiştirilen kadınlar önce ailesinin namusu, daha sonra beğenilip seçilmeyi bekleyen bir aday, evlendikten sonra evli bir eş ve annelik görevleri üzerinden tanımlanır. Kadının bireyliği de sahip olduğu benzersiz karakteri de bu kalıplar arkasında kaybolup gider. Erkek evlada duyulan saygı ise onu yüceleştirir, güçlendirir ve bencilleştirir. Gülten Akın’ın da şiirlerinde dikkat çekmek istediği nokta tam da burasıdır. Bir birey olarak kadınların sesinin duyulmadığı bir toplumda susmayı reddeden ve sisteme kafa tutan karakteri ile yazdığı şiirleriyle onların özgürleşmesi yolunda dilleri ve güçleri olmaya çalışmıştır.

“Küçük Kızın Türküsü” şiirinde daha aktif bir kadın figürüne rastlarız. Burada boyun eğiş değil bir haykırış, dik duruş ve kabullenmeyiş vardır. Aynı zamanda toplumsal olaylara da politik bir yaklaşım ve eleştiri söz konusudur. Savaşın zalimliğinden ve yitip giden çocukluktan bahsederken aynı zamanda yine savaş olgusunu ataerkil düzenle bağdaştırmış ve bir özgürlük kısıtlayıcısı olarak isyan etmiştir. Eril bir düzenin sonucu olarak gelişen savaşın yıkıcılığı, sömürücülüğü ve yok ediciliğine bir serzeniş vardır. Tarafı olunmayan bir savaşın tüm insanlığa özellikle çocuklara verdiği geri dönülemez zararlar, bireylerin özgürleşmesi önündeki en büyük engellerden biridir. Kahraman olarak bahsedilen savaş galipleri ise gücün ve hükmetmenin sarhoşluğunda, uğurda feda edilen birçok şeyden daha değerli olduklarına kanaat getirmektedirler. Bu olgu, ataerkil toplum düzeninde erkeğin hükmetme ve sahip olma güdüsü karşısında susturulan ezilen kadınlar ile benzerlik göstermektedir.

Duyuyor musun yüreğim

Unutma sakın unutma

Bağışlama sakın

Sakın düşmanını sevme, sakın susma

Bekle büyük kavgayı bekle

Anlıyor musun yüreğim…

Yukarıdaki dizelerden de anlaşılacağı üzere, toplumu harekete geçirmeye çalışan bir tutum ve bir isyana davet vardır. Zulümlerin ve haksızlıkların unutulmaması ve bunlara karşı bir tavır alınması gerektiğinden bahsedilir. Daha güçlü ve kendinden emin bir özne vardır. Kabullenmişlik değil bir kafa tutuş, özgürleşme ve özgürleştirme çabası vardır.

 

“Eski Karanfil” şiirinde düzenden kaçma kurtulma isteği içerisinde olan bir özne vardır. Bir yadırgama ve yapmak zorunda bırakıldığı şeyleri kabullenmek istemeyiş söz konusudur.

Kötü bir gündüze karşılık

Tanrının her akşamüstü

Tutsak pazarından eski çirkin

Başımı alır gelirim

 

Ne yapar çocuk yadırgadığında

Örgülerden küçük ev işlerinden

Bir kaçma kalesi bulurum

Yukarıdaki dizelerde kadın yükümlülüklerinin tehditkar, zorlayıcı ve boğucu ekseninde bir sığınak arayışındadır. Kendisini bu düzene tutsak edilmiş ve sıradanlaştırılmış bir birey olarak tanımlamaktadır. Gündüzü teslim olmak ve görevini yapmak zorunda olduğu bir zaman dilimi olarak nitelemiş ancak ne kadar kötü, yorucu ve yıpratıcı geçerse geçsin pes etmediğini belirtmiş şair öznenin. Çocukluğa göndermeler yaparak bu ataerkil düzenin, eril egemenliğin aslında biz doğduğumuzdan beri bize empoze edildiğinden bahsetmiş Gülten Akın. Çocukluğumuzda farkında olmasak bile sevmediğimiz şeyler bize dayatılmaya çalışıldığında veya hemfikir olmadığımız ve sorgulamaya başladığımız birtakım kurallar olduğunda kaçacak ve sığınacak kendi çocuksu dünyamıza özel ve yalnızca bizim kurallarımızın geçerli olduğu yerler arardık. Bu benzetmeyi Gülten Akın “bir kaçma kalesi bulurum” diyerek anlatmış. Aynı çocukluğumuzdaki o özgür olduğumuz ve kuralları kendimizin yarattığı saklanma köşelerimiz, oyun bahçelerimiz gibi kaçma kalesi de şiirdeki kadın öznenin kuşatıcı ve dayatmacı yükümlülükler karşısında takındığı tavırdır.

Gün ışığına su, suya yavru balık

Kişiye sevgi, umut, dostluk

Küçük türkü söylemem, türküsüz ölürüm

 

Ne de çopaldı dergiler yollarda

Romanlar tiyatrolar kapak kızları

Ardında yapma boğuntunuzu görürüm

 

Ufak yapılı mı, çirkin mi kısaca

Eski mi bu göğüs, usandık mı

Bir karanfil mi, ben alır size veririm

Yukarıdaki dizelerde kadının küçümsenişinden, objeleştirilmesinden ve metalaştırılmasından yalın ancak hafif agresif bir dille bahsetmiştir şair. Toplum tarafından yalnızca ona atfedilen göreviyle gündeme gelen kadın bunun haricinde de ancak bedeniyle gündeme gelir ruhuyla değil. Kadın bedenini metalaştıran bir zihniyet içerisinde kadın yine bireyselliğini kaybederek bir obje olarak algılanır. Ortada vücudunun güzelliklerini öne çıkarmak isteyen bir kadın olduğunda bu zihniyet bu bedenden ötesini görmek konusunda acizdir. Çünkü kadına ancak kendi atfettikleri özellikler üzerinden yaklaşırlar. Eğer bunlardan hiçbirini karşılamıyorsa kadın onlar için gözlerine hitap eden bir unsurdan öteye geçemez. Bu da yine birey olarak kadının küçük ve hor görülmesine hatta aşağılanmasına sebep olur. “Bir karanfil mi, ben alır size veririm” dizesindeki karanfil ile yapılmak istenen gönderme sevgi kavramınadır. Burada sevgiyi temsil eden karanfilin bahşedilmesini ve değer biçilmeyi egemen taraftan beklemeyecek olan kadın kendi özgürlüğüne umuduna ve mutluluğuna kendi çabalarıyla kavuşacktır ve elde ettiği sevgiyi ve umudu tüm insalığa aşılayacaktır.

Son olarak inceleyecek olduğum “Kestim Kara Saçlarımı” şiirinde bütün yasak, töre veya yasalardan yani kadının özgürleşmesinin önünde duran tüm engellerden, ona kadınlık olarak atfedilen tüm misyonlardan kurtulma çabası vardır. Bir eyleme geçiş ve pasif olarak kalmama kabullenmeme hali göze çarpmaktadır. Anlamca şairin diğer incelediğim şiirlerinden daha kapalı bir anlatıma sahip olan şiir sembolik unsurlarla bu harekete geçişi tanımlamıştır.

Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön

Yasaktı yasaydı töreydi dön

İçinde dışında yanında değilim

İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi

Bu nasıl yaşamaydı dön

 

Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti

 

“İçinde dışında yanında değilim” sözlerinde pasif olarak kabullenmediğinden ve eyleme geçtiğinden ve toplumu bilinçlendirerek bu düzeni değiştirmeye teşvik etmek istediğinden bahsediyor. “İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi” sözlerinde ise yine hayat koşturmacası, geçim sıkıntısı ve toplumsal olayların yanında bir de kadınlık sorumluluklarının yarattığı yaşamın yıpratıcılığından bahseder. “Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti” sözünde bahsetmek istediği şey ise yine toplumda kadının fizylojik unsurları ile objeleştirilmesidir. Ancak kadının var olan bedeni toplumun diğer kesimlerini memnun etmek için ya da kadınlıktan doğan görevlerini yerine getirmek için değil, kendi yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için ve hayattan gerekli verimi alabilmek için vardır. Şairin bu dizelerle değinmek istediği nokta budur.

 

Tutsak ve kibirli -ne gülünç- 

Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez

İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı

Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum

 

Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi

Bir şeycik olmadı – Deneyin lütfen –

Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım

Günaydın kaysıyı sallayan yele

Kurtulan dirilen kişiye günaydın

 

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi

Bir yaşantı ile karşılayanlara

Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum

 

Şair kara saçlarını ona atfedilen kadınlık misyonunun bir simgesi olarak kullanmıştır. Kendi bedeninde taşıması ağır gelen uzun kara saçlarını öylece bulması ve bunun gittikçe içinden çıkılmaz bir bunaltı halini alması sonucunda öznenin kara saçlarını kesmesi bir başkaldırı, yasalardan, törelerden ve her türlü özgürleşmekten kadını alıkoyan kurallardan bir kurtulma eylemidir. Kadının hem kendi içinde verdiği hem de kurulu düzene karşı verdiği bir mücadelenin başlangıcıdır. Şairin toplu iğne olarak bahsettiği şeylerdir aslında bu kurallar, yasalar ve töreler. Hayatını bu toplu iğne kadar küçük değerlere bağlı olarak yaşayanlaradır eleştirisi. Bir hayat, bir yaşantı, bir varoluş karşısındaki değersizliğinden bahsetmiştir şair kurulu düzenin. Çünkü bir birey olarak var olmaktır, özgürleşmektir aslında yaşamak.

Yazar: Psikolog Ipek Topbas

KAYNAKÇA

https://www.academia.edu/13390449/Gülten_Akın_Şiirlerinde_Kadın_ve_Kadın_Algısı

http://www.milliyet.com.tr/-incelikler-in-sairi-gulten-akin-kitap-1027087/